+447490168688
emremineoglu@gmail.com

Müzik Aşkı, Ayrımcılık ve Ahmet Ertegün

Director - Producer

Müzik Aşkı, Ayrımcılık ve Ahmet Ertegün

Bu gördüğünüz resim Amerika’nın başkenti Washington’da bulunan Türk Büyükelçiliği binasının içerisindeki Atatürk büstü. Babası büyükelçi olan Ahmet Ertegün bu salonda ağabeyi Nasuhi Ertegün ile sanatçı dostlarını ağırlardı. Martin Luther King’in 1963 yılında yaptığı meşhur ‘Bir hayalim var!’ konuşmasından tam 20 yıl önce verilmiş bu resepsiyon, Ertegün kardeşlerin siyahi ve beyaz jazz sanatçılarını ağırlamalarından dolayı Türkiye ile Amerika arasında diplomatik kriz yaratmıştı. Bu durumdan rahatsız olan ABD’li bir senatör, o dönem büyükelçi olan Ertegün kardeşlerin babası Mehmet Münir Ertegün’e bir mektup yazarak rahatsızlığını dile getirdi; Şöyle diyordu: “Beyaz olmayan bir insanın evinize ön kapıdan girdiği görülmüştür. Benim ülkemde bu teşvik edilmemesi gereken bir uygulamadır.” Bakın Mehmet Münir Bey bu mektuba nasıl cevap vermiş:

“Benim ülkemde dostlarımız evimize ön kapıdan girer. Ancak elçilik binamıza gelmek isterseniz siz arka kapıdan girebilirsiniz.” Siyahilerin bazı restoranlara giremediği, otobüslerde arka koltuklarda oturma zorunluluklarının olduğu ırkçı bir Amerikan ikliminde Ertegün ailesinin bu resepsiyonları vermeleri gerçekten hayranlık uyandırıcı.

Mehmet Münir Ertegün Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında görev yapmış bir diplomat. Lozan Konferansı sırasında Türk delegasyonun hukuk danışmanıydı. Sonra Atatürk’ün hukuk danışmanlığını da yaptı. 1925’te Milletler Cemiyeti’nde Türkiye’nin temsilcisiydi. Mehmet Münir Ertegün İsviçre, Fransa, İngiltere ve ABD’de Türkiye’nin büyükelçisiydi. Washington büyükelçisiyken vefat ettiğinde cenazesi ABD’nin ünlü savaş gemisi Missouri zırhlısıyla İstanbul’a getirildi. Amerikanın Mehmet Münir Ertegün’ün cenazesini İstanbul’a Missouri zırhlısıyla getirmesinin önemli bir nedeni vardı. O dönem hem Sovyetler Birliği, hem de ABD Türkiye’nin kendi yanlarında olmasını istiyordu. Türkiye’nin önemli bir diplomatının cenazesini Missouri zırhlısıyla İstanbul’a göndermesi, Amerika’nın Türkiye ile kurduğu ittifakın başlangıcı oldu.

Ahmet Ertegün’ü müzikle tanıştıran annesi Hayrünnisa Rüstem Ertegün. Sesinin çok güzel olduğu, telli ve tuşlu çalgıları rahatlıklar çaldığı söyleniyordu. Daha 14 yaşındayken annesi Ahmet’e kayıt yapabilen bir plakçalar hediye etti. Ahmet Ertegün bir yandan albümleri dinlerken bir yandan yazdığı sözleri mikrofona okuyup kaydediyordu. 16 yaşındayken bir müzik uzmanı sayılabilecek kadar bilgisi, 18 yaşındayken de 50bin plağı vardı. Annesinden müzik zevki babasından diplomasi ve insan ilişkilerinin inceliklerini alan Ahmet Ertegün aynı zamanda babasının İsviçre, Fransa ve İngiltere’de aldığı görevler sayesinde dünyayı tanıma fırsatı bulmuş. Son olarak 1935 yılından babasının Washington büyükelçiliğine atanması ile St. John’s Ünversitesinde felsefe eğitimi gören Ahmet Ertegün, tüm bu meziyetlerin ve dünya görgüsünün karışımı sayesinde efsanevi Atlantic Records’u kuruyor.

Ahmet Ertegün, Atlantic Records’u neden kurduklarını söyle açıklamış; “Atlantic Records’u kurmamızın sebebi, müziklerini beğendiğimiz birkaç şarkıcıyla kontrat imzalamak ve satın almak isteyeceğimiz albümleri çıkarmaktı. Açıkçası asla çok eğlenceli bir şeyler yaparak para kazanabileceğimi düşünmedim. Yanılmış olduğum için çok mutluyum.” Gerçekten ne büyük bir hayal ne güzel bir şans değil mi? Ancak hayatta herşey şansa bağlı değil. Bakın Ahmet Ertegün kendi şansını nasıl yaratıyor.

Babası, Mehmet Münir Ertegün’ün vefatından sonra eşi Hayrünnisa ile kızı Selma İstanbul’a döndü. Oğulları Ahmet Ertegün ile Nasuhi Ertegün ABD’de kalmayı tercih etti. Amaçları bir plak şirketi kurmaktı ama paraları yoktu. 1947 ‘de Herb Abramson ile beraber aile dostları olan diş hekimi Dr. Vahdi Sabit’den 10 bin $ borç alarak Atlantic Records’u kurdular. Bu para şimdi gözünüze ufak gibi görünse de enflasyona vurduğunuzda azımsanacak bir miktar değil. 2020 haziran verilerine çevirdiğinizde yaklaşık 115bin dolar. Çalıştıkları dünya starları düşünüldüğünde bu rakam yine ufak kalıyor tabi ama yine de girişimciliklerine duyulan güveni buradan hesap edebilirsiniz. Dr. Sabit’ten bu yatırımı aldıktan sonra daha ağırlıklı jazz sanatçıları ile çalışan Nationla Records’dan Herb Abromson’u da ekiplerine katıyorlar.  Herb de National Records’dan hissesini satıp Atlantic Records’a 2500 dolar yatırım yapıyor.

Caz müziğinin önemli siyahi müzisyenleri, aralarındaki sıkı bağlardan dolayı Ertegün kardeşlerle anlaşma yapmayı kabul ettiler. İşte burada insan ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu anlayabilirsiniz. Çıkardıkları ilk albüm Harlemaies’in ‘The Rose of the Rio Grande’si oldu. 1949’da çıkardıkları Stick Mcghee’in tekerleme gibi albümü ‘Drinkin Wine Spo-Dee-O-Dee’, 1 milyondan fazla sattı.

Ahmet Ertegün ile Nasuhi Ertegün, 1955’de Elvis Presley ile buluşup kendisiyle albüm yapmak istediklerini söyledi. Elvis Presley, ‘Tamam yapalım’ dedi ama Ertegün kardeşlerin teklif ettiği 25 bin $’ı az bularak 45 bin $ istedi. Ertegün kardeşler, o kadar paraları olmadığını söyleyince Elvis Presley, RCA Records ile anlaşma yaptı. Ertegün kardeşler, her ne kadar Elvis Presley’i ellerinden kaçırmış olsalar da Atlantic Records, 1959’da Arif Mardin’in de aralarına katılmasıyla daha da güçlendi.

Atlantic Records’dan plak çıkaranlara bir bakar mısınız? Bu arada bu sayacaklarım tamamı falan değil;

The Rolling Stones, Diana Ross, Led Zeppelin, Eric Clapton, Cream, Aretha Franklin, Frank Zappa, Stevie Wonder, Genesis, Phil Collins, Ella Fitzgerald, Miles Davis, Bette Midler, Bee Gees, Blues Brothers, Stevie Nicks, John Coltrane, Tori Amos, AC/DC

Ve çoğumuzun da iyi bildiği Ray Charles. Başrölünde yine inanılmaz yetenekli aktör Jamie Foxx’un oynadığı ‘Ray’ filminde Ahmet Ertegün’ün Ray’i nasıl keşfettiğine şahit oluyoruz. Sadece keşfetmekle kalmıyor ona sözü ve müziği kendisine ait olan ‘Mess Around’ şarkısını veriyor. Bu şarkı Ray Charles’ın ilk hiti oluyor. Ahmet Ertegün’ün daha önce de bahsettiğim müzik yeteneği ve insanı ilişkilerdeki başarısı burada tekrar kendini gösteriyor. Hatta Ray Charles’in albüm kayıtları sırasında kendi tarzını oturtması konusunda Ahmet Ertegün’ün yönlendirmesinin büyük katkısı olduğu yine bu filmde resmedilmiş.

1952 yılında 2500 dolara, atlantic ile sözleşme imzalayan Ray, başarı basamaklarını hızlıca tırmanıp amerikanın dort bir yanında sadece Apollo Theater gibi siyahilerin gittiği konser salonları değil, Carnegie Hall, Newport Jazz Festival gibi mekan ve etkinliklerde de sahne alıyor. 1959 yılında artık gerçek bir star olan Ray Charles, Atlantic ile sözleşmesi sona erdiğinde tekrar masaya oturmak istemediğini, başka firmalarla görüşmek istediğini söylüyor. Ona şöhret ve gelecek kapılarını açan Ertegün’ün büyüklüğü işte tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Artık Ray için yuvadan uçma zamanının geldiğini anlayan Ertegün, Ray Charles ile el sıkışıyor ve ona şans diliyor. Bu büyüklüğü Ray ile yıllarca dost kalmasını sağlıyor.

Ertegün kardeşlerin bir diğer keşfi olan Aretha Franklin, Ahmet Ertegün hakkında söyledikleriyle Atlantic Records’un başarısının zemininde neler olduğunu dile getiriyor; “İlk buluşmamız Atlantic Records ofisindeydi. Ve hiç şüphe yok ki her şeyin hakimi oydu. Odadaki tüm yetki ve havayı o taşıyordu. Ama kendini beğenmişçesine değil. Arkadaşça ve sıcaktı. Bana sahip çıktı ve değer verdi. Sesim, kariyerim ve benim için oldukça korumacıydı. Kariyerimle ilgili her şeyi denetledi. Çünkü çok genç bir kızdım.”

Şimdi de biraz magazin yapalım. Zira bu konu çok eğlenceli. 1977’de bütün basın Rolling Stones’un solisti Mick Jagger’ın peşindeydi. Nedeni de dönemin Kanada başbakanı Pierre Trudeua’nın eşi Margaret Trudeau ile aşk yaşadığı yönündeki söylentiydi. Ahmet Ertegün, yakın arkadaşlık yaptığı Mick Jagger ve eşi Bianca Jagger’i kafa dinlemeleri ve dedikodulardan uzaklaştırmak için Bodrum’daki yazlığına davet etti. Küçük bir dipnot, Ahmet Ertegün’ün bodrumdaki yazlığı 1980’de Ağa Han Mimarlik Ödülünü kazanmıştı ve 2013’te 13 milyon euroya satıldı. Neyse, Mick Jagger, Türkiye’den ayrılırken şu açıklamayı yaptı; “Margaret Trudeau, benimle birlikte değil. Grubumuzun gitaristi Keith Richards ile birlikte. Ben eşimi çok seviyorum.” (Bak sen ) Bu açıklamadan kısa bir süre sonra Margaret Trudeau’nun grubun bir diğer üyesi Ronnie Wood ile aşk yaşadığı ortaya çıktı.

Ancak Keith Richards, hayatını anlatan kitapta Margaret Trudeau’nun Mick Jagger ile de ilişkisi olduğunu yazdı. Peki Margaret Trudeau tam olarak kim biliyor musunuz? Günümüzde Kanada’nın başbakanı olan Justin Pierre James Trudeau’nun annesi. Neyse, magazin kapa parantez.

Ahmet Ertegün’ün büyük hayallerinden biri de bir Türk şarkıcıyı dünyaca ünlü hale getirmekti. 1990’lı yılların ortalarında “Türkiye’de onun gibi sesi olan yok” dediği Tarkan ile yakından ilgilenmeye başladı. Bu amacı adına bilgilerini, deneyimlerini, nüfuzunu Tarkan için seferber etti. Amacı Tarkan’ın Amerika’da da geniş kitlelerce dinlenebilen dünyaca ünlü bir şarkıcı olmasıydı. Ne var ki bu konuda nihai amacına ulaşamadı. 2006’da amacına ulaşamaması hakkında şunları söyledi; “Tarkan’da gittikçe Türkiye özlemi ağır basıyor. Belki de her iki tarafın beklentilerine uygun bir şarkı bulmak zorlaşıyor.”

Ahmet Ertegün, 1983’te ‘Rock’n Roll Hall of Fame’ yani Rock’n Roll Onur Listesi adlı devasa bir rock müzesi kurdu. Rock müziğine emekleri geçen isimlerin eşyalarının ve çalışmalarının sergilendiği bu müze müzik arşivi konusunda önemli bir işleve sahip. Bu müzede eşyaları ve çalışmaları sergilenecek olan müzisyenler için şöyle bir şart bulunuyor; her yıl aday gösterilen isimler arasından en çok oy alan beş isim Rock’n Roll Hall of Fame’e girmeyi hak ediyor. Aday gösterilebilmek için de ilk albümlerinin yayınlamalarının üzerinden 25 yıl geçmiş olması gerekiyor. Ahmet Ertegün 1987 yılında, kuruluşundan 5 yıl sonra Rock’n Roll Hall of Fame’e girmeye layık görüldü.

Yaşamını müziğe adayan Ahmet Ertegün, yaşamını müzik nedeniyle kaybetti. 29 Ekim 2006’da New York’taki Rolling Stones konseri sırasında ayağının kayması sonucu düşerek başını vuran Ahmet Ertegün, yoğun bakımdan çıkamayarak 14 Aralık 2006’da vefat etti.

Birçok ödüle layık görülen Ertegün’ün en gurur verici ödüllerinde birisi 2005 yılında ilk defa verilmeye başlanan Grammy Ikon Onur Ödülü. Bu ödülü aldığı konuşmada şöyle demiş: “Bana bu imkânı tanıyan Amerika’ya ve sevgili anavatanım Türkiye’ye teşekkür ederim”

Irkçılık ve ayrımcılığın günümüzde hala seslerinin duyulduğu bir ülkede bundan tam 80 yıl önce her türlü güçlüğe rağmen başta siyahi müziği olmak üzere pek çok diğer tür ve sanatçıyı Dünya dinleyicileri ile tanıştıran Ahmet Ertegün gerçekten ayakta alkışlanmayı hak ediyor.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *