+447490168688
emremineoglu@gmail.com

HİKAYE ANLATIMININ GÜCÜ ve BİLİMİ

Director - Producer

HİKAYE ANLATIMININ GÜCÜ ve BİLİMİ

Bu kalem bundan tam 2 yıl önce yeğenimin üniversiteyi kazanmasını sağlayan şanslı kalemi. Kendisinden bu video için yürüttüm. Yeğenim gerçekten çok çalıştı ama bu şanslı kalemi olmasaydı muhtemelen bu kadar başarılı olamayabilirdi. Sınava gireceklere şans getirmesi için açık arttırma ile satıyorum çıkarıyorum. Linke aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Deseydim eğer bazılarınız şu anki fiyatı 9-10 lira civarı olan bu kaleme 140-150 lira vermeyi belki kabul edecektiniz. Niye mi böyle bir çıkarım yaptım, çünkü bu gördüğünüz tokmağın hikayesi de benzer. Hatta biraz daha fantastik. 2019’da Rob Walker ve Joshua Glenn’in hikayelerle ilgili yaptıkları ‘Sıradan şeyler hakkında 100 sıra dışı hikaye’ isimli bir antropoloji deneyinin bir parçası bu tokmak. 31 sente satın alıp tam 71 dolara satılmasını sağlıyorlar hikâyenin gücüyle. Nasıl mı? Gelin anlatayım.

“16 Eylül 2031 yılında gece 2:35’te uzay ve zamanın dokusunda zamansal bir çatlama, bir yırtık olacak ve şu anda Jeffrey’s Bistro’nun bulunduğu adresin tam 16,5 metre üstünde görülecek bu yırtık. Sadece bu tokmağa sahip olan kişi yarıktan bir yara almadan geçebilecek. Eğer bu kişi sonrasında Layık Oluşun 8 Ameli’ni de tamamlarsa tüm evrenin yüce hükümdarı haline gelecek.”

İşte Rob ve Joshua’nın bu tokmak için uydurdukları anlattığım bu hikâye sayesinde 31 sentlik tokmağı 71 dolara satmayı başarıyorlar. Elbette ki uydurmaca ve satın alanlar da bunun farkında. Toplamda 100 objeyi 1 dolar 25 sente mal edip 8000 dolarlık satış elde ediyorlar.  Hikâye anlatımının gücü işte tam da bu. Peki biz hikayelere neden bu kadar çok inanıyoruz? Bu konuyla ilgili ayrıntılı bir bilimsel çalışmayı size anlatmadan önce hikâye anlatımının ne kadar güçlü bir araç olduğunu ispatlayan iki deneyden söz etmek istiyorum.

Birincisi, Bir çalışmadan öğrencilerden bir konu hakkında 1 dakikalık ikna edici bir konuşma hazırlamaları istenmiş. Öğrenciler ortalamada 2.5 istatistik kullanmışlar ve sadece öğrencilerin onda biri sunumlarını bir hikâye ile desteklemiş. 10 dakikanın sonunda sunumları dinleyen öğrencilerden kâğıt kalem çıkarıp tüm hatırladıklarını yazmaları istenmiş. Sadece %5’i istatistikleri hatırlarken %63’ü hikayeleri hatırlamış.

İkinci deney ise, Pennsylvania Üniversitesinde yapılan başka bir çalışma. Bu çalışmada araştırmacılar ‘Save the Children’ yani ‘Çocukları Kurtarın’ adlı bir yardım kuruluşuna para toplamak için en iyi yöntemin ne olacağını bulmaya çalışıyorlar. İki farklı broşür hazırlıyorlar. İlkinde sadece Afrika’daki çocukların maruz kaldıkları zorlukların istatistikleri yer alıyor. Mesela ‘Malawi’deki kıtlık 3 milyondan fazla çocuğu etkiliyor’, ‘Kuraklıktan dolayı Zambia’daki mısır üretimi %42 azaldı’ … gibi. Ancak ikinci broşürde bu istatistiklerin yanı sıra açlıkla mücadele eden 7 yaşındaki kız çocuğu Rokia’nın hikayesini de ekliyorlar. ‘Rokia, Mali’de yaşayan bir çocuk’, ‘Açlık ve kıtlığın pençesinde hayatta kalma mücadelesi veriyor.’ Araştırmaya katılanlara araştırmanın başında katılım bedeli olarak 5 dolar veriliyor. Araştırma sonunda isteyenlerin bu yardım kuruluşuna bağış yapabilecekleri söyleniyor ve Rokia’nın hikayesini okuyanların sadece istatistik verileri okuyanlara oranla 2 kat daha fazla bağış yaptığı gözleniyor.

İnsanlara bir istatistik gösterdiğiniz zaman beyinde Broca’nın Alanı ve Wernicke’nin Alanı olarak adlandırılan dil işleme merkezleri devreye giriyor. Dinleyici sizi anlayabiliyor ancak hissedemiyor. Hikâye anlatıldığındaysa artık dinleyici sizi hissetmeye başlıyor. Princeton Üniversitesi Psikoloji Bölümü ve Sinirbilim Enstitüsü profesörü Uri Hasson ve ekibinin hikâye anlatımı üzerine yaptığı bilimsel çalışma gerçekten çok dikkat çekici. Ted sahnesine çıkan Uri, konuşmasına şöyle başlıyor:

“Rüyalarımı, anılarımı, fikirlerimi kaydedebilen ve sizin beyninize gönderebilen bir cihaz icat ettiğinizi hayal edin. Ezber bozan bir teknoloji olurdu öyle değil mi? Aslında zaten böyle bir cihazımız var; adı da insan iletişim sistemi ve etkili hikâye anlatımı.”  

Uri ve ekibi, yaptıkları araştırmada hikâye anlatılırken deneklerin beyinlerini MR cihazı ile tarıyorlar. Hikayeleri dinlemeye başlamadan önce çalışmaya katılanların beyin dalgaları birbirinden farklılık gösteriyor. Herhangi bir eşleşme gözlenmiyor ancak deneklere aynı hikâye dinletilmeye başlandığında iniş ve çıkışlar neredeyse birbirine denk şekilde gözleniyor.  Mesela şu anda bu videoyu izlediğinizde sizin de beyninizi tarasak muhtemelen hepinizin beyin dalgaları benzerlik gösterecektir. Bu etkiye ‘Sinirsel Kenetlenme’ deniyor.  Yani şu anda sizinle benim aramda, aramızda kilometreler ve zaman farkı da olsa görünmez bir köprü var. Peki bu sinirsel kenetlenmenin sebebi nedir? Sadece bilgisayarınız ya da telefonunuzdan gelen sesler mi, kelimeler mi, yoksa seslerin ilettiği kelimelerin anlamı mı? Bunu anlamak için Uri ve ekibi deneklere aynı konuşmayı tersten dinletiyorlar. Mesela bir örnek vereyim. Gibi! Hepsinde bu sefer sadece dili işleyen bölge çalışıyor ancak anlamlandıramadığı için etki beyne yayılmıyor. Sonraki aşamada ise anlaşılabilir kelimeler dinletiliyor ancak bir bütün olarak anlam ifade etmiyor. Şunun gibi mesela: Bugün, kaptan, köfteci, delik deşik, kumanda, mantar pano, dobrovski. Gerçi geleceğini kendin çiz videomu izleyenlerde muhtemelen dobrowski başka çağrışım yapmış olabilir ama neyse. İstiyorsanız seyredebilirsiniz. Linki burada. Bu kelimeler erken dil gelişimi alanlarınızda uyum yaratabilir ama bundan fazlası gözlenmez. Bu kelimelerden daha anlamlı cümleler oluşturduğunuzda zihnin dil alanlarının daha aktif hale geldiğini gözlemleriz. Mesela size ‘Bugün köfteci kaptanın yerinde yediğim köfte ekmekler nefisti.’ dediğimde aşağı yukarı hepinizde aynı etki olacaktır ve beynin diğer dil alanlarına genişleyecektir anlattıklarım. Ancak size baştan sona anlamlı ve uyumlu bir hikâye anlattığımda beyninizdeki tepkiler frontal ve yan kortekslerinize de yayılır ve hepinizde aynı beyin reaksiyonları ortaya çıkar. Mesela bu videonun başından bu noktaya kadar anlattıklarım sizin çoktan sadece dil işleme bölgenizden dışarı doğru yayılarak beyninizde çoktan anlamlandırılmaya başlandı bile. Ancak bu zihninizin zekâ tarafını harekete geçirdi. Peki gerçek lider yöneticiler ne yapıyorlar biliyor musunuz? Bu insanlar hem kişinin zekasına hem de hislerine yöneliyorlar. Çünkü biliyorlar aslında kararları duygular verir ve sonrasında akıl tarafından bu kararlar rasyonelize edilir yani mantığa uydurulur. Hikayeler işte bu yüzden çok güçlüdürler. Aklı duygularla buluştururlar. Google’ın bilimsel makale arama motoru Google Scholar’a ‘Duygusal zeka karar vermemizi nasıl etkiler’ ya da İngilizce ‘How Emotional Intelligence Drives Decision Making’ diye yazdığınızda karşınıza pek çok bilimsel makale çıkacaktır. Bu konu hakkında daha derinlemesine bilgi sahibi olmak isteyenleriniz varsa hemen aramaya koyulun ve bizi de aşağıdaki yorumlar kısmında bilgilendirin. Zaten halı hazırda bu konu hakkında burada belirtmediğim ya da eksik bıraktıklarım olacaktır mutlaka, lütfen bilgilerinizi bizimle paylaşın.

Akıl ile Duyguların savaşı yüzyıllardır süre gelen bir mücadele. Genel kanı zekâ testlerinde yüksek puanlar alanların zeki insanlar olduğu yönünde. Bu elbette ki doğru ancak son yıllarda duygusal zekâ önemini neredeyse her alanda kanıtlar oldu. Hikâye anlatımı ve anlatılan hikayeleri anlama gücü işte bu yeteneğin tam da göbeğinde yer alıyor. Eğer gerçekten az önce bahsettiğim sinirsel kenetlenmeyi sağlayabilir ve karşımızdaki ile fikir ve düşünce düzleminde gereken o görünmez köprüyü kurabilirsek işte o zaman birbirimizi daha iyi anlayabileceğiz. Ayrıca hikâye anlatırken ve dinlerken motivasyon ve hafızamızı kuvvetlendiren dopamin ve oksitosin gibi hormon ve nörortransmitterlerin salgılanışı artıyor ve bizi daha mutlu, cömert ve empati kurmaya hazır hale getiriyor. Ben bir beyin cerrahı, psikolog ya da ne bileyim yaşam koçu falan değilim. Size ne yapacağınızı da öğütlemek değil derdim. Ancak size hikayeler anlatabilirim ve işte şimdi belirttiğim gibi belki biraz daha mutlu hissetmenizi ya da empati kurmanızı sağlayabilirim. O yüzden şu anda belki youtube üzerinden bu video yayınlandığı için daha dikkatli olmaya çalıştığımı, anlattığım hikayelere daha özen gösterdiğimi düşünebilirsiniz. Bu belli bir yere kadar doğru tabi. Daha çok araştırıyor, hatalı bilgiler vermemeye çalışıyorum orası doğru ama normal hayatımda da olabildiği kadar doğru hikayeler dinlemeye ve anlatmaya çalışıyorum. Belki size bu videoyu bitirirken bir öğüt değil ama tavsiyem olur, siz de doğru hikayeler anlatın lütfen ve hayatınızdan yanlış hikayeler anlatanları olabildiği kadar uzaklaştırın. Çünkü hikaye anlatımı çok güçlü bir araç ve yanlış kişilerin eline geçtiğinde sonuçları gerçekten çok ağır. Mesela ‘Bu halıyı dokuyan çocuk kör oldu’ diyenlere çok da itibar etmeyin. Dinlemek anlatmaktan her zaman daha kolay dolayısıyla yanlış hikayelere denk gelme olasılığımız daha yüksek. O yüzden doğru hikayeler anlatın ve lütfen doğru kişilere kulak verin.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *