+447490168688
emremineoglu@gmail.com

HAYAT BİR MÜCADELE // 10 ÜNLÜNÜN BAŞARISIZLIK HİKAYELERİ VE ZORLU YILLARI

Director - Producer

HAYAT BİR MÜCADELE // 10 ÜNLÜNÜN BAŞARISIZLIK HİKAYELERİ VE ZORLU YILLARI

Tarih yüzlerce, binlerce ünlü başarısızlık hikayesi ile dolu. Yazılı tarihe geçmeden önceki zamanlardan kalma, hücrelerimize işlemiş hayatta kalma içgüdüsünün yansımasıdır başarma isteği. Yani kısaca insanlığın ilk zamanlarına baktığımızda sadece hayatta kalmak bir başarı göstergesiydi ancak insan sadece hayatta kalmaya çalışan bir varlık değil. Aynı zamanda gelişmek isteyen bir varlık.  İki yüz bin yıl önce dilin icat edilmesi ile birlikte bilgimizi yayarak teknolojik gelişmeyi sağlamış ve hayat kalitemizi yükseltmenin yollarını bulmuşuz. Ancak başarısızlık ile karşı karşıya kaldığımızda hemen gelişmeyi unutup hayatta kalma ilkel dürtümüze rücu ederiz. Çok havalı kelime değil mi? Kullanmak istedim! Başarısız olduğumuzda cesaretimiz kırılır, midemize kramplar girer, tadımız kaçar ve bizi biz yapan her şeyi sorgularız. Hatta depresyona da sokar başarısızlık. Ancak başarısızlık başarının tek yoludur. Ne kadar tuhaf değil mi, başarısızlığın, başarı için en önemli gereklilik ve aynı zamanda engeli olması. Dünya üzerindeki en ünlü ve başarılı insanların başarısızlığı en çok tadan insanlar olduğunu biliyor muydunuz?

Star Wars ve Indiana Jones serilerini çeken yönetmen George Lucas başarıyı hemen elde edemeyenlerde anlatacağım ilk isim. Southern California üniversitesinde sinema okuduktan sonra çektiği ilk film, THX 1138 isimli bir distopik bilim kurgu filmi. Bu film yapımcısına para kaybettiriyor ama George azimli birisi ve ikinci filmi başrölünde Richard Dreyfuss’un oynadığı American Grafitti filmi. Gişede başarıyı yakalıyor bu filmle. Ne var ki bu başarısına rağmen United Artists ve Universal’a Star Wars’un senaryosu ile gittiğinde ret cevabı alıyor. Sonunda 20th Century Fox’a gittiğindeyse: ‘Hikâyeyi pek anlamadık ama American Grafitti filmine bayılmıştık. Her ne çekersen bizim için tamamdır’ cevabını alan Lucas tüm zamanların en çok gişe yapan filmine imza atıyor.

George Lucas ile oldukça ilintili bir diğer örneğim Harrison Ford. 22 yaşında Los Angeles’a seslendirme sanatçısı olmak için gelen ve bunu başaramayan Ford değişik işlerde hayatını kazanmaya çalışıyor. 64 yılında yani daha 24 yaşındayken Dead Heat on a Merry-Go Round isimli bir filmde küçük bir rol kapan Ford’a yapımcılar, sen aktör falan olamazsın demelerine ragmen Ford vazgeçmiyor ve sonunda George Lucas’ı da ünlü yapan American Grafitti filmindeki rolüyle şöhret kapılarını aralıyor. Bu roldeki başarısı ve Lucas ile kurduğu yakın dostluğu sayesinde Star Wars ve Indiana Jones film serilerinin de başrolünü kapıyor.

İzafiyet teorisi, fizik ve matematikte çığır açan çalışmaları, evrenin gizemlerini anlamamıza yardımcı olan teorileri ile ünlü bilim insanı Albert Einstein’ı anlatmadan geçemezdim. Einstein 4 yaşına kadar konuşamıyor. Evet, tam 4 yaşına kadar. 16 yaşındayken Zurih Federal Teknoloji Enstitüsü sınavlarında başarısız oluyor.  Üniversite yıllarındaysa pek başarılı olamıyor. Nerdeyse okulu bırakacak duruma geliyor. Hatta babası ölüm döşeğindeyken kendisine büyük bir başarısızlık örneği olduğunu söylüyor. Okulundan mezun olduktan sonra bir süre iş arayan Einstein en sonunda kapı kapı dolaşıp sigorta satmaya başlıyor. İnanabiliyor musunuz? Einstein bir sigorta satıcısıymış. 2 yıl sonraysa bir patent ofisinde denetçi yardımcılığı yapmaya başlıyor.

1889 yılında doğan Charlie Chaplin’in çocukluğu yoksulluk içinde geçiyor. Daha 2 yaşındayken babası tarafından terk edilen ve annesiyle yaşam mücadelesi veren Chaplin 7 yaşındayken oda ve yemek karşılığında çalışması için düşkünler evinde çalışmaya zorlanıyor. Bir süre burada çalıştıktan sonra 9 yaşında evine dönüyor ancak annesi akıl hastanesine kaldırılıyor. Tekrar aynı yere dönmek zorunda kalıyor bunun üzerine. Üzerinden 2 yıl geçtikten sonraysa zaten kendilerine hiçbir yararı olmayan alkolik babası sirozdan yaşamını yitiriyor. Annesi ise ölene kadar akıl hastanesinde kalıyor ve Chaplin kardeşi Sydney ile tam bir yaşam mücadelesi veriyor. Hollywood’a yolu düşene kadar ufak sahne şovlarında roller alıp komedyenlik ve dans yeteneklerini geliştiriyor. Sessiz sinema tarihinin unutulmaz aktörü Chaplin inanılmaz zorlukların üstesinden geliyor.

Sıradaki ismimiz 50 Cent olarak tanıdığımız Curtis Jackson. New York’un en belalı mahallesinde suç ve uyuşturucu ile dip dibe büyüyor 50 Cent. Hatta öz annesi Sabrina bile uyuşturucu satıcısı. Daha sekiz yaşındayken tırnak içinde ‘şüpheli’ bir yangında hayatını kaybediyor annesi. Babası da terk edince büyük annesi büyütüyor ve maalesef o da 80’lerin uyuşturucu salgınında daha 12 yaşındayken uyuşturucu satıcılığına başlıyor. 19 yaşındayken uyuşturucu ve silah bulundurmaktan 3 ila 9 yıllık hapsi istenirken 6 aylığına ıslah evine gönderiliyor. 2000 yılında yakın mesafeden tam 9 kurşun yiyor ama yine de hayatta kalıyor. Hastanedeyken Columbia Records ile albüm anlaşması imzalıyor.

Elvis Presley 1953 yılında daha 18 yaşındayken Sun Records’a gidip kendisi için bir demo kaydetmelerini istiyor. Fakat çıkan albümden bir sonuç alamıyor. Bir sene sonra tekrar bir demo dolduruyor ancak o da başarısız oluyor. Aynı sene Sonfellows isimli bir vokal grubunun seçmelerinde şarkı söyleyemediği gerekçesiyle eleniyor. Bir ara başarısızlığı kabul edip kamyon şoförlüğüne başlıyor. Ronnie Smith adlı arkadaşı vasıtasıyla ileride grubunun menejerliğini yapacak Eddie Bond ile tanışıyor. O grupla da birkaç kayıt yapıyorlar ama yine sonuç alamıyor. Sonunda Arthur Crudup isimli bir blues şarkıcısının Thats All Right Mama, ‘Thats All Right’ şarkısını coverlayınca bir radyo DJ’i tarafından keşfediliyor. O andan sonra şöhret kapıları açılıyor.

Şimdi gelelim ünlü bir kahve zinciri markasını bugünkü haline getiren Howard Schultz’un hikayasine. Hani şu herkesin dükkanlarından kahve ve Kürk Mantolu Madonna romanıyla instagram fotoğrafı paylaştığı ünlü kahve zincir var ya, O.  Howard 1953 yılında New York’un çok fakir bir mahallesinde dünyaya geliyor. 1975 yılında Northern Michigan Üniversitesinden aldığı spor bursu sayesinde mezun oluyor. Xerox firmasında satış temsilciliği ile başladığı kariyeri 20 çalışanı olan küçük bir İsveç kahve markası olan Hammerplast’taki genel müdürlüğü ile devam ediyor. 29 yaşındaysa hikayemize konu olan o asıl büyük kahve markasına pazarlama müdürü olarak atanıyor. 1983 yılında İtalya’ya seyahat eden Howard oradaki kahve kültüründen çok etkileniyor. O tarihte bile neredeyse 200.000 kahve dükkânı olan ülkedeki kahve kültürünü Amerika’ya taşımaya karar verse de o dönem sadece kahve çekirdeği satan kendi firmasının yönetimini kahve dükkanları açmaya ikna edemiyor. Fikrinde çok ısrarcı olan Howard, bir yılın sonunda yani 1984’de, yönetimi New York’taki ilk dükkanlarını açmaya ikna ediyor. Bu dükkân anında başarıyı yakalamasına karşılık sahipleri çok büyümek istemedikleri için yeni dükkanlar açmayı ret ediyorlar. Sektörde büyük bir gelecek sezen Howard firmadan ayrılarak 1985 yılında ‘Il Giornale’ yani ‘Gazete’ anlamına gelen kendi kahve dükkanını açıyor. 2 yıl çok başarılı şekilde bu dükkânı büyüten Howard daha da büyümek istiyor ve o ünlü kahve markasını satın almak için sahiplerine teklifte bulunuyor. Ancak fiyat oldukça yüksek. 242 yatırımcıyla konuştuktan sonra bunların 217’sinden ret cevabı alan Howard sonunda hedefine ulaşıyor. Bir söyleşisinde şöyle diyor: ‘Yaptığınız işe çok güvenmeli ve çok sabretmelisiniz’ Gerçekten çok derin bir laf ama doğru.

Ünlü süpürge markasının kurucusu mucit James Dyson’ın hikayesi de gerçekten müthiş. Yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor James: ‘Bir buluşçunun fikrinden vazgeçmesi için çok sebep var. 15. prototipi yaptığımda 3. Çocuğumuz dünyaya gelmişti. 2627. prototipte karımla beraber kuruş hesabı yapıyorduk. 3727.de karım parasızlıktan sanat dersleri vermeye başlamıştı. Çok zor zamanlardı ama her başarısızlık beni çözüme daha çok yaklaştırdı’. 1991 yılında, 5127. prototipte sonunda istediği ürüne ulaşan James, o dönem süpürge torbası endüstrisinin büyüklüğünden dolayı büyük mağazaları kendi ürününü satması için ikna edemiyor. Çünkü kendisi torbasız bir süpürge geliştirmişti. 2 yıl boyunca elinde bitmiş ürünle kapı kapı dolaştıktan sonra 1993 yılında başka yolunun olmadığını anlıyor ve kendi firmasını kurmaya karar veriyor. Tam 46 yaşındayken. Kısaca, 2005 yılında Amerika’da en çok satılan süpürge markası unvanını alan bu marka bugünden yarına oluşmuyor. Arkasında sayısız zorluk, irade ve sabır var yine.

Benim en sevdiğim sitcomlar arasında yer alan, kendi günlük hikayesini anlattığı ve konusu ne diye sorulduğunda ‘hiçbir şey hakkında’ olduğunu söyleyen Seinfeld’in hikayesi de ilginç. 76 yılında daha 22 yaşındayken ilk stand-up gösterisine çıkan Seinfeld sahnede tüm şakalarını unutuyor ve yuhlanarak gösterisini yarım kesip sahneden inmek zorunda kalıyor. Ancak yılmıyor, sahne gösterilerine devam ediyor ve 1989 yılında yani ilk gösterisinden tam 12 yıl sonra sonra, Larry David ile yazdığı Seinfeld dizisiyle üne kavuşuyor. Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Ahlat Ağacı’nda başröl oynayan Doğu Demirkol’un hikayesi geldi aklıma. O da ilk Televizyon deneyimi olan Yetenek Sizsiniz’de yuhlanmıştı. İzlemediyseniz izleyin gerçekten dillere destan bir başarısızlık örneği. Ancak o da yılmıyor ve gösterilerine devam ediyor ve benim de Güldür Güldür’de izlediğimde çok eğlendiğim gösterisinden sonra epey hızlı bir ivmeyle şimdiki ününe kavuşuyor Doğu. Doğu aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu, bunu da buraya bir nota olarak iliştireyim.

Anlattıklarımı sevdiyseniz ve YouTube algoritmasının sizin gibi benzer içerikler seyredenlere videomu göstermesini istiyorsanız, bu videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın lütfen. Başarı tartışmalı bir kavram. Genel kanı şöhret ve paranın bir başarı göstergesi olduğu yönünde. Jim Carrey bir röportajında şöyle diyor: ‘Dilerim herkes bir gün zengin ve ünlü olur ve hayalini kurduğu her şeye kavuşur. Böylece aranılan esas cevabın bu olmadığını anlar.’ Peki size göre başarı ne demek? Yorumlarda cevabınızı merakla bekliyor olacağım. Videomu tüm zamanların en iyi basketbol oyuncusu olarak kabul edilen Michael Jordan’ın şu sözleriyle bitirmek istiyorum. ‘Kariyerimde 9000 atış kaçırdım. 300 oyun kaybettim. 26 defa maçı kazanmamızı sağlayacak o son atışı kaçırdım. Hayatımda defalarca ve defalarca başarısız oldum. İşte bu yüzden başardım’

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *