+447490168688
emremineoglu@gmail.com

Doomer vs Bloomer – Nesillerin Kötümserlik Sınavı

Director - Producer

Doomer vs Bloomer – Nesillerin Kötümserlik Sınavı

İnternete sık sık giriyorsanız muhtemelen Doomer olarak bilinen karaktere sahip videolara ya da başka kişilik özelliklerine sahip Bloomer, Boomer ya da Zoomer’a denk gelmişsinizdir. Gelmemişseniz o arkadaşlar işte bu arkadaşlar. Bu karakterlerin hepsinin kendine has özellikleri var ve şimdiki toplum yapısının belli bir jenerasyonunu temsil ediyorlar. Ancak ben sadece Doomer ve Bloomer’ı size anlatacağım. Doomer karakteri özellikle en popüler olanı. Bu videoda neden bu karakterin daha popüler olduğunu, yeni neslin bu karakteri neden bu kadar sahiplendiğini daha da önemlisi Doomer’ların karamsarlıklarının muhtemel nedenlerini anlatmaya çalışacağım. 

Doomer, Doom’dan türemiş bir kelime. İngilizce Doom kelimesi kıyamet, kötü kader ya da kör talih demek. Dolayısıyla Doomer da kötü talihe sahip kişiyi ifade ediyor. Konuya daha derinlemesine girmeden önce neden böyle bir video hazırladığımı anlatayım öncelikle. Geçen ay daha 18 yaşında intihar eden Furkan Celep beni derinden üzmüştü. Sabah kalkıp ilk kahvemi içerken okuduğum intihar notu adeta hepimize tokat niteliğinde. Uzunca bir yazı ve bu notu paylaşmayı uygun bulmadığım için size okumak yerine sadece 3 cümlesini aktarmak istiyorum.
—-

Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğruna yıllarımı aylarımı harcamak istemiyorum. İş hayatı bana çok yorucu geliyor…. Bu dünya yaşamak için çok kötü bir yer, bunu istemiyorum.

—–

Furkan’nın yazdıkları ve yaşadıkları benim gibi birçok insanın ergenlik ve gençlik yıllarında içinde bulunduğu yıkıcı duygulardan kaynaklı elbette ki. Bu yaş aralığında son dönemlerde çokça gözlemlediğim ve gün geçtikçe sayıları çoğalan bu gençleri Doomer karakterini tanıyarak daha iyi anlayabileceğimizi düşünüyorum.

Doomer tipik olarak 20li yaşlarında ve erkek olan bireydir ancak kavramsal olarak illa 20li yaşlarda ya da erkek olarak tasvir etmemize gerek yok Doomer’ları. Bu karakterin ana özelliği amaçsızlık ve yalnızlık duygusu. Bu duygular sonucunda derin bir umutsuzluğa kapılıyor Doomerlar. Hayat anlamsızdır ve dünya kaçınılmaz olarak insanlığın cahil açgözlülüğüne kurbandır. Sonuç olarak geleneksel arayışlara neredeyse hiç girmeyerek toplumdan yavaşça kendilerini izole ederler. Bu karakter internette daha çok karamsar yaşam duygusuyla gelen deneyimleri, amaçsız bir işte çalışmayı, romantik bir ilişkiyi devam ettirememeyi, aşırı alkol ve sigara kullanımını ya da arkadaş çevresi ve ailesinden yabancılaşmayı betimlemek için kullanıyor. Doomer karakterinin popülerliğinin en temel sebebi insanların kendini bu karakterle çok kolay ilişkilendirebilmesinden kaynaklanıyor. Özellikle yeni neslin içinde bulunduğu karamsarlık ve nihilizmin tetiklediği şimdiye ve geleceğe karşı ümitsizlik gün geçtikçe biraz daha yayılıyor.

Bu neslin karamsar ve nihilist hayat bakışlarını anlamak için 19. Yüzyılda yaşamış iki önemli Alman filozof Arthur Schopenhauer ve Friedrich Nietsche’nin çalışmalarına çok kısaca göz atmakta fayda var. Bu düşünürlerin fikirlerini gerçek anlamda anlatmaya bu video yeterli değil ve bazılarınıza göre de muhtemelen epey yüzeysel kalacaktır ama yine de Doomer’la ilişkilendirmeye çalışayım elimden geldiğince. Schopenhauer karamsarlığın filozofu olarak tanınıyor, hatta biraz daha ileri giderek kendisine ilk Doomer bile diyenler var.  Schopenhauer’a göre hayat kaçınılmaz acılarla, anlamsızlık ve saçmalıklarla dolu. Bizler neden olduğunu hala tam bilmediğimiz hayatta kalma içgüdümüzün tutsaklarıyız. Geleneksel anlamda hayatta her şey sadece bu mantıksız güdünün bir ürünü. Sonuç olarak kendi varlığını sürdürmeye devam etmekten başka insanın herhangi bir amacı yoktur. Bunun sonucu olarak sürekli bir çılgınlık halinde karşı cinsi etkileyerek türünü devam ettirmeye çalışan, mutluluk bulmak için devamlı bir şeyler başarmayı hedefleyen hayatlar yaşıyoruz. Schopenhauer şöyle diyor: ‘Mutlu olmak için var olduğumuz kavramı, yaratılışımızda hatalı olan tek kavramdır. Bu doğuştan gelen hatada ısrar ettiğimiz sürece, dünya çelişkilerle dolu görünür. Büyük ya da küçük olsun hiç fark etmez her adımda, dünya ve hayatın mutlu bir yaşayış biçimi sürdürmek için yapılandırılmadığını deneyimlemek zorundayız.’

Schopenhauer’a göre, mutlu olmak ve belirli bir amaca sahip olmak için var olduğumuza inanmak istiyoruz, ancak varlığımızın sebebi bu değil. Bu bakış açısı Doomer’in dünyaya bakışına çok benziyor. Aslında bakıldığında ne Doomer ne de Schopenhauer’un hayata bakışlarına tam anlamıyla hatalı diyemeyiz. Hayat gerçekten birçok yönden kaos, acı ve anlamsızlıklarla dolu gerçekten. Ancak gerçek problem bunun farkında olmak değil bu farkındalığı nasıl yönettiğimizle ilgili. Schopenhauer hayatın anlamsızlığının farkındalığını yönetmek için 2 yöntem öneriyor. Birincisi ‘Çilecilik’. Çilecilik, zevkten disiplinli bir şekilde kaçınma davranışı. Bilinçsizce arzuladığımız gösteriş, para, seks, sosyal statü gibi bencil ve maddi kavramları geride bırakmayı ifade ediyor. Schopenhauer bu şeylere duyulan bitmek bilmeyen özlemi kontrol altına alabilirsek o anda mutluluğun bir biçimini yakalayabileceğimizi söylüyor. Ancak bu amaca ulaşmanın zorluğunu da kabul ediyor. Bu hedefe ulaşmak için gerekli disiplin ve kendini adamanın en bilge kişiler için bile son derece zor olacağını söylüyor. İkinci alternatif çözüm olarak Schopenhauer ‘Sanat ve Felsefe’ öneriyor. Ona göre şiir, tiyatro, müzik, resim, opera, edebiyat gibi sanatın her dalı gerçeği ortaya çıkarma ve paylaşma gücüne sahip. Bireyi özgürleştiren bir güç. Acı ve ıstırapları ifade ederek ya da başkalarının ifadelerine katılarak kendimizi daha az hapsedilmiş ve daha az hayal kırıklığına uğramış hissediyoruz. Bununla beraber maddi ve geleneksel dünyada değerli veya nihayetinde anlamlı bir şey bulmamıza gerek yok. Sanat ve felsefe yoluyla dünyadaki acı ve saçmalığı ifade ederek başka bir şeye dönüştürmek hem bireyin kendisine hem de çevresindekilere bir amaç verecektir. Aslında baktığınızda Doomer karakterini yaratanlar tam olarak bu yöntemi kullanmış oluyorlar bana soracak olursanız. Doomer içeriklerinin yaratım, paylaşım ve etkileşim şekli tam olarak Doomer karakterinin dünyanın acı ve saçmalıklarını bir şekilde bize tercüme ederek bir sanat formu oluşturmasını sağlıyor ve karşımıza eğlenceli ve anlamlı bir eser çıkmış oluyor.

Biraz daha derinlemesine girmeye hazırsanız Nihilist bakış açısına sahip Friedrich Nietcshe’nin felsefesine bakacağız. Nihilizm hiçbir şeye inanmamaktır. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunur. Nihilistler tanrının varlığını, iradenin özgürlüğünü, ahlakı ve tarihin mutlu sonunu reddederler. Yaşadığı 19. Yüzyılda Nietzsche, geleneksel dinin modern insana hayatın acılarıyla baş etmede yardım etmekten vazgeçtiğini ve nihilizmin tek akılcı ve pratik yol olduğunu savunur.  Ancak nihilist bakış açısı insanların pes edip hayattan kendilerini çekmelerini önermiyor. Nihilizme göre hayatın anlamsızlığının farkına varmak bireye kendi içine bakma, kendi kimliğini ve anlamını yaratma fırsatı verir. Dünya, toplumları uyumlu hale getirmek için bir dolu sistem ve baskılarla dolu. Dinler, gelenekler ve kitlesel hareketler bizi zorunlu yönlere doğru itmeye çalışır. Şöyle diyor Nietzsche : “Birey, her zaman kabile tarafından yutulmamak için mücadele etmelidir. Eğer bunu denerseniz, genellikle yalnız kalırsınız ve hatta bazen korkabilirsiniz. Ama hiçbir bedel kendinize sahip olma ayrıcalığından daha değerli değildir.”

Kitlesel yöntemleri ve hayata dair ilkeleri kabul ettirme baskısı her zaman çok güçlüydü, hala da öyle ve öyle olmaya devam edecek. Buna karşı koymak ise insanın çevresine yabancılaşmasına neden olacaktır. Ancak Nietzsche’ye göre içe kapanmak daha da kötü. İşte tam bu noktada aslında Nietzsche’nin tam olarak bir nihilist olmadığı tartışmaları doğuyor. Çünkü bir Zerdüşt, bir nihilist olarak çıktığı dağdan, yani tümüyle yaşama sırt çevirdiği yerden, yaşamın savunucusu olarak, yaşamın sonuna kadar olumlanması gerektiği fikirleriyle iniyor.

Doomerlar internet çağının önüne serdiği büyük bilgi akışıyla omuzlarında farkında olmadığı büyük bir sosyal baskı ve bir çeşit yabancılaşma yaşıyor. Ancak bu yabancılaşma ve umutsuzluk doğal olmayan ya da anlamsız bir sonuç değil. Tam aksine birey hayatın çamurlu yollarında inadına yürümeli, var olan acı ve anlamsızlığın sadece kendi hayatlarında olmadığının farkına varmalı, kendini gerçekleştirmek için sürekli olarak karşısına çıkan acı ve zorluklara sırt çevirmek yerine onlarla yüzleşmeli.

Nietzsche’ye göre ‘Acı çekmenin anahtarı acıyı nasıl kullanacağını bilmek.’ Acıyı kendinize davet etmek bilgelik ve dayanıklılığınızı geliştirmek için bir fırsattır ve kendi amacınızı bulmak için önemli bir araçtır. Acı ve hayatın anlamsızlığı içinde kendimizi uyuşukluk ve hareketsizliğe mahkûm etmek yerine anlam yaratacağını düşündüğümüz ilgi alanlarına yönelmeliyiz. 

Her iki filozof Nietzsche ve Schopenhauer için hayatın en büyük amacı doğruyu bulmak için kendini fark etmekten ve kendini gerçekleştirmeden geçiyor. Acıdan ve hayatın kaosundan faydalanarak onu bilgeliğe çevirebiliriz. Dünyadaki acı ve kaosu kabul ederek elimizden gelenin en iyisini yaparsak, mantıksız ve bilinçsiz arzularımıza karşı koyarak hayatımızı idame ettirecek kadar para kazanırsak ve kişisel anlamımızı bulacağımız faaliyetlere yönelirsek o zaman yaşamaya değer bir hayat kurabiliriz.

Hayata karşı bu tavır ise doomer’ın umutlu versiyonu Bloomer’da bulunuyor. Bu karakter hayatın acı gerçeklerinin farkında olmasına rağmen tüm bunlarda bir neden olduğunu düşünür ve Dünya ne kadar karmaşık bir yer olursa olsun hala yaşamaya değer bir yer olduğuna inanır.

Videomu küçük bir anketle kapatayım. Siz hayatınızın bu döneminde hangi karaktersiniz? Kıyamet günü mü yaklaşıyor yoksa her şeye rağmen hayat yaşamaya değer mi?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *