+447490168688
emremineoglu@gmail.com

Doğayla Daha Uyumlu ve Erdemli Bir Yaşam Biçimi – Stoa Felsefesi

Storyteller

Doğayla Daha Uyumlu ve Erdemli Bir Yaşam Biçimi – Stoa Felsefesi

İnsanın bulunduğu her yer, her an için bir cennet hatta bir inziva ve huzur alanı olabilir. Yeter ki cennet zihinde inşa edilmiş olsun.

Bu sözler 19 yıl hüküm sürmüş, çocuklarının çoğunu kaybetmiş ve 2 büyük savaş yönetmiş tarihin nadir felsefeci imparatorlarından Marcus Aurelius’a ait. Marcus’un ‘kendime düşünceler’ kitabı ileride ayrılıkçı apartheid rejimi ile ters düşen ve hapse atılan Nelson Mandela’ya ilham olmuş ve Güney Afrikadaki barışçıl hareketin de başlangıç noktası olmuş demek yanlış olmaz. Mandela onca yaşadığı ırkçılık ve zulme rağmen bu düşünce yapısıyla tarihin akışını değiştirmeyi başarmış.

Peki başlıkta gördüğünüz doğayla uyumlu yaşam tam olarak neyi kastediyor? Buradan gidip ağaçları sevelim, hayvanları koruyalım anlamı çıkarmak eksik olur. Buradaki insanın doğasına uyumlu yaşam anlatılmak isteniyor.

Detaylara daha fazla girmeden önce kısaca Staocı felsefenin doğuş hikayesinden bahsedeyim. Stoa okulu Kıbrıslı Zenon tarafından, Atina’da Stoa Poilike olarak adlandırılan resim galerisinde kurulmuştur. Pazar yeri diyen de var. Stoa burada iki tarafı düzgün sütunlarla dekore edilmiş üstü kapalı meydanı ifade ediyor bu resimde gördüğünüz gibi. Zenon derslerini kapalı bir okul ortamında yapmaktansa halkın içine karışarak yapmaya karar vermiş. Zenon’un kurduğu bu akım barındırdığı evrensel değerler sayesinde, videonun başında bahsettiğim Marcus Aurellius ve Nelson Mandela yanında George Washington ve Thomas Jefferson gibi birçok kişiyi de etkilemiş. Öte yandan Stoacılığın, Budizm’den hiçbir farkı olmadığını savunanlar da var. Sonraki yüzyıllardaysa birçok Hristiyan teoloğu da etkilemiş bir akım.

Şimdi gelelim işin özüne. Stoacı düşünce olayları kontrol edebildiklerimiz ve edemediklerimiz olarak ikiye ayırmamız gerektiğini savunur. Yani bazı şeyler bize bağlıdır ya da bağlı değildir. Bu kadar basit. Denizli’nin 17 kilometre kuzeyinde yer alan Hierapolis’te, milattan sonra 50’li yıllarda yaşamış Yunanlı filozof Epictetos şöyle demiş:

Bazı şeyler bize bağlıdır, başka şeyler ise bize bağlı değildir. Bize bağlı olanlar, yargılarımız, arzularımız, nefretlerimiz… Tek kelimeyle bize bağlı eserlerdir. Bize bağlı olmayanlar ise bedenimiz, zenginlik, ün ve güç. Tek kelimeyle bize ait olmayan şeylerdir. EPİKTETOS

Bu arada Epiktetos’un kelime anlamı edinilmiş demek. Yani zamanında köle olmuş bu felsefecinin bir adı dahi yokmuş. Stoacı için, etrafımızda olan şeylere rağmen mutluluk bulma niteliği karakterden ve bakış açısından gelişir. Hiçbir şeyin doğuştan iyi ya da kötü olamayacağını, yalnızca bir şeylere karşı getirdiğimiz yargı ve açıklamalarımızın iyi ya da kötü olduğunu anlamalıyız.

Tekrar insanın doğası ile uyumlu yaşamasından ne kastedildiğine dönelim. Eğer doğanın ötesi yoksa, doğa da kendi içerisinde ilkeli, akılsal bir düzene sahipse, hayattaki en önemli şey aslında doğaya uygun yaşamak haline gelir. Çünkü stoacılara göre insanın amacı mutlu olmaktır ve mutlu olmanın tek yolu doğaya uygun yaşamaktan geçer. Tabi bu hazcı anlamda bir mutluluk değil. Peki doğaya uygun yaşamak ne demek? Hemen gidip ağaçlara sarılmak ya da hayvanları koruyup kollamak olarak algılamamak lazım daha önce de söylediğim gibi. Bu elbette ki bir bölümü, ama küçük bir bölümü. Buradaki doğa kavramı aslında özüne uygun davranmak, insanın akılsal ve sosyal bir varlık olmasını ifade etmek için kullanılıyor. Yani akli yetilere sahip sosyal bir hayvanız. Dolayısıyla insanın doğasına uygun yaşaması içgüdülerinin ve arzularının değil, aklın hüküm sürdüğü, toplumun değerlerini gözettiği bir erdemli yaşam olacaktır.

Peki bu erdemli yaşam tam olarak ne demek? En önemli kısma geldik. Stoacılar 4 erdemin altını çiziyorlar. 1) Pratik bilgelik, yani karmaşık durumları mantıklı, bilinçli ve sakin bir yolla idare etme yeteneği, 2) Aşırıya kaçmama, yaşamın tüm yönlerinde öz hakimiyet ve ılımlılık uygulama, yani hiçbir şeyde aşırıya kaçmama 3) Adalet, insanlar yanlış bir şey yapsalar bile onlara insaflı davranma, 4) Cesaret, yalnızca olağanüstü durumlarda değil, günlük görevlere de netlik ve dürüstlükle göğüs germek

Klasik literatür eserlerinden “Ahlak Mektupları” başlıklı kitapta, Romalı devlet adamı ve tanınmış stoacı felsefecilerden birisi olan Senaca, ‘Bazen yaşamak bile cesurluk sergilemektir demiş’. Stoacılık kişisel gelişime odaklansa bile, ben merkezci bir felsefe değildir. Roma kanunları köleleri mülk olarak gördüğü zamanlarda, Seneca onlara insancıl davranılmasını istedi ve hepimizin aynı insanlık temelini paylaştığımızı vurguladı. Stoacılık pasifliğe teşvik etmez. Ana fikir yalnızca erdem ve irade sahibi olan insanların diğer insanlarda olumlu bir değişiklik sağlayabilecek olmasıdır. Stoacılar temelde mutlu olmayı hedeflerler ama bunun sadece kendimiz için değil bütünün iyiliği için yapılması gerektiğini ve bunun için az önce saydığım 4 önemli erdemi kişisel gelişimimizin temeline koymamız gerektiğini söylerler.

Bu dünyaya aç, aciz ve zihnimiz bulanık olarak doğduk. Orası kesin. Hayatımızı sürdürürken bu hisleri etrafımızdaki dünyanın şartlarını kontrol etmeye çalışarak bertaraf etmeye çalışırız. Bir şeyleri başarmak ve edinmek için çabalarız- daha üst bir mertebe edinmek, varlık ya da şöhret elde etmek, güç kazanmak gibi. Gelecekte kendimizi boşluktan, aciziyetten ve zihin bulanıklığından kurtarmak ve kendimizin dışında nihai bir mutluluk ve güvenlilik bulmak için inatçı bir iyimserlikle yaşarız. Geleceğin bu iyimser tasavvuru, kulağa mantıklı gelebilir fakat belki de bizi sorunlarımızda sıkıştıran şey budur. Kendimiz dışındaki mutlak mutluluk için duyduğumuz, bastırılamaz açlığımızı daha iyi anlamak ve onunla daha iyi baş edebilmek için Stoacı felsefe belki bazılarımıza bir çözüm olabilir. Stoacılığın prensipleri; kaosun arttığı, insanlardaki anksiyete yani kaygı bozukluğunun belki de tarihin en üst seviyelerine ulaştığı ve daha fazlası için doyumsuz arzuyla dolu bir dünyada dinginlik, mevcudiyet ve dirençlilik bulmamıza yardım edebilir.

Stoacılığa göre tamamıyla başarılı bir insan, genellikle rahatlık için arzuladığı veya bağlı olduğu şeylerin noksanlığında hiç sorun yaşamaz, keza hiçbir zenginlik, bolluk, şöhret ya da güç mutlu bir hayat için bir değere sahip değildir eğer onlara sahip olan kişi, tam olarak onlarsız yaşamayı öğrenmemişse tabi.

Seneca bu hakkında şöyle yazar: “Onlarsız yaşamaya başlamadan, çoğu şeyin ne kadar gereksiz olduğunu anlamakta başarısız oluruz. Onları zaruriyetten değil, sahip olduğumuz için kullanıyoruz.”

Videon en başında bahsettiğim Roma imparatoru ve stoacı felsefeci Marcus Aurelius’dan bir alıntıyla videomu sonlandırayım. Marcus çağının en güçlü insanıydı. İsteyebileceği her şeye erişimi vardı, yine de şöyle demişti: “Var olmayı idrak etmiş biri için dünyevi neredeyse hiçbir şey gerekmez.”

Stoacılığın uygulanışı hiçbir yönüyle kolay değil ve açıkça tamamıyla stoacı bir ömür sürmek imkânsız. Muhtemelen arzu duymayan ya da çevrelerindeki dünyaya negatif tepki vermeyen hiçbir insan yoktur. Yine de stoacılık, hedeflemek için bizlere bilgeliği, uğruna gayret etmemiz için mutluluğu ve dinginliği hediye ediyor gibi görünüyor. Peki siz ne düşünüyorsunuz?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *